Evrim KÜÇÜK/Dünya Gaztesi (www.dunya.com)
Araştırma şirketi McKinsey & Company tarafından hazırlanan bir raporda, şirketlerin gelişmekte olan ülkelerdeki çabalarını nasıl kara dönüştürebileceklerine dair tavsiyeler yer alıyor. Raporu kaleme alan araştırmacılar, gelişmekte olan ülkelerdeki zorlukları; kazanmak için çeşitli dallardaki yarışmalarda başarılı olunması gereken bir dekatlona benzetiyor. Yani zafere giden tek bir yol yok; etkin bir şekilde yarışmak için farlı alanlarda dengeli bir performans göstermek gerek. Gelişmekte olan ülkelerde şirketlerin, tıpkı atletlerin yaptığı gibi, kendi becerilerini ve rakiplerinin güçlü olduğu alanları doğru analiz ederek faaliyetlerini yürütmeyi öğrenmesi gerektiği belirtiliyor. Diğer rakiplerinden daha iyi performans göstermek ya da toplulukla birlikte hareket etmek için en doğru zamanların iyi belirlenmeli öneriliyor. Şirketlerin doğru hareket ettiğinde elde edeceği ödül ne kadar büyükse, başarısızlığın maliyetinin de o kadar büyük olacağı uyarısı yapılıyor.
Yüzyıllar boyu dünya nüfusunun sadece yüzde 1'inden azı, temel ihtiyaçlarının dışındaki şeylere para harcayacak kazanca sahipti. Çok değil, 1990 yılına baktığımızda, günlük geliri 10 doların, yani bir hane halkının buzdolabı veya televizyon gibi daha keyfi ihtiyaçları satın alabilecek seviyenin üzerindeki kişi sayısı, o dönemde yaklaşık beş milyar olan dünya nüfusunun yüzde 20'si kadardı. Bu tüketici kitlesinin büyük bir çoğunluğu da Kuzey Amerika, Batı Avrupa ve Japonya gibi gelişmekte olan ülkelerde yaşıyordu.